3 Ağustos 2009 Pazartesi

Son:3

Şu kısa hayatımın en büyük ikilemini yaşıyorum sanırım.

Bir tarafta yıllardır hayalini kurduğum herşey beni beklerken, diğer tarafta bırakacaklarımın beni şimdiden saran özlemi son günlerdeki içsel tartışmalarımın gündem maddesi.

Evet kabul ediyorum, buradan baktığım zaman toz pembe bulutlarla kaplı bir hayal dünyasının içine düşüyormuşum gibi gözüküyor. Medeniyetin içine; saygılı, tahammüllü, kibar,birikimi yüksek, belki biraz soğuk ya da çekingen ama yine de insan gibi insanların içerisine gidiyorum. Zaten buradaki müthiş sıcakkanlılıktan ne fayda gördüm ki? Yardıma ya da desteğe muhtaç olduğun zaman uzatılan o "misafirperver ve sıcakkanlı" eller -gencinden yaşlısına- genelde "Dur lan, belki verir" mantığıyla uzandığı için bir süre soğukkanlı insanlarla takılmaya razıyım sanırım. En son 80 yaşında süper zengin ve über kültürlü bir amcayla, gerizekalı boş kafa kro bir dövmecinin ortak noktası "sıcakkanlı" olarak addedildiğim için onlar tarafından tacize uğramam mesela. Böyle iki farklı kültürü bir potada eritebildiğim için kendimle gurur duyuyorum ayrıca. 3yıl yanında çalıştığım ülkenin en elit en kültürlü en sıcak profesörlerinden birinin de gözleri parlaya parlaya bana Swiss Otel'de bir gece teklif ettiğini de unutmamalı... (Çatla şehrazat!)

Özetle, oraya gidip orada çekeceğim bütün sıkıntıları biliyorum... Mercimek köftesiz, kısırsız, salçasız, lahmacunsuz hele hele doğru dürüst yoğurtsuz yaşamak hiç kolay olmayacak biliyorum ama denemeliyim. Ha biraz da parasızlık, memleket hasreti, yabancılık falan çekerim belki ama salçasızlıkla karşılaştırılamaz bile o!

Annemin her akşam Gülnurda kalıyorum diye yaptığı triplere dayanamayıp gecenin 3ünde eve dönmeyi


Gülçinin sabah öğle akşam yemeklerimi paketleyip elime verip "Hadiiyiişleriyigünlerdikkatligitarabalaradikkatetkendineiyibak!" şeklindeki sinir olduğum paket dua'sını


Gülnurun sürekli yanımda olmasını, park ve bahçeler müdürlüğünün bize tahsis ettiği her bölgede bilimum piknik yapmamızı, hatta aptal kedisini, ona dair herşeyini



Çağatay'ın sus beeğa sini


Caddebostanı


Artık çok sıkıldığım Beyoğlunu


Nezmiyi


Kermiti


Tanışır tanışmaz garip bi şekilde kendime çok yakın hissettiğim Kaan'ı. (Adama tanışır tanışmaz at dedim ya asdhaşshjasfg)


Şizofrenik sevgilim Fahri S. Korutürkü


Efes'i. (bence efes mutluluktur, mutluluk kapağın altındadır :))


Beraber yaşadığımız 8 yılın 5 senesinde ağzıma sıçan ama anca şimdilerde öz torunu muamelesini alabildiğim ilginç kadını, ananemi.
Türkiyenin en büyük usta başısını, Demirdöküm'ün atom karıncası Dedemi ve onun bitmek tükenmek bilmeyen Fransa-Almanya hhattı hikayelerini.


Vefasızlıklarından sıkıldığım hatta artık sevmediğim bütün arkadaşlarımı


Mercimek Köftesini


Annemin kısırını,pidesini


Hatta kabusum İCA'yı. İçinde çalışan herkesi. Belki birini daha bi özellikle.


Asuman'ı(bi solukta okunur) Meloşu İboyu


Kriton Curi'yi ve bütün menopozlu gönüllülerini.


Kadıköyü


heryeri, herşeyi..








:)




çok özleyeceğim.

4 yorum:

  1. Git Ayça; git burdan! Bizi de götür gittiğin yere, yüreğinin bir köşesine sığışırız, sana salça yaparım hep :)

    YanıtlaSil
  2. her zaman yanındayım bebeğim. özlemeyeceksin yanında oluşumu..

    YanıtlaSil
  3. Willy's adlı süper markete gidilir. envayi çeşit salça arasından en ucuzu olan öğrenci dostu Eldorado markası seçilir. afiyetle yemeklere katılır.

    ICA outlet yazan fotonun ne olduğunu çözemedim. ama isveç'te ica adlı mekanı bol bol görünce şaşır.

    bu da sana mercimek köftesi, kısır ve benim spesyalim yaprak sarması olsun. biz yaptık oldu,hem de buram buram rock müzik çalarak oldu: http://kingdom-of-ars.blogspot.com/2009/03/turkisk-kulturell-dagen.html

    YanıtlaSil
  4. ayça beni de özle be !
    eski dosttan düşman olmaz derler :D

    YanıtlaSil